<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336</id><updated>2012-02-16T03:20:50.491-08:00</updated><title type='text'>betulce hayat</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>20</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-381489889144217050</id><published>2010-06-15T10:03:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T01:33:35.089-07:00</updated><title type='text'>EsKiSehir</title><content type='html'>&lt;span style="color: #006600;"&gt;Ankara'dan YHT ile 1,5 saat sürdü  Eskisehir. (YHT: yüksek hızlı tren) Sincan'ı geçtikten sonra 250 km/sa  hızla yol aldık. Sabah 7 de başlayan yolculuğumuz gece 12 de Ankara'da  sona erdi. Komşular ve babamın iş arkadaşlarının bulunduğu bir geziye  ilk defa katılıyordum. Trene binerken ilk kez karşılaştığım bir teyze  "ton ton! seni kaçıncı sınıftasın?" diye bir soruyla dişlerini  göstererek gülümsedi. Şimdi buna nasıl cevap vereyim. Önce "ton ton  sensin" mi desem yoksa kaçıncı sınıf olayına mı girerek mi bozsam diye  düşündüm. Tabi ben büyük bir olgunlukla "üniversiteli bitireli 3 sene  oluyor" dediğimde de epey şaşırdı. Gezi boyunca da bir daha muhatap  olmasak buna benzer başka muhabbetler yaşadım.&lt;br /&gt;Eskişehir adı gibi  eski olmadığını ve görmeye değer pek çok yeri olduğunu bu gezide  öğrendim. Şehrin ortasından Porsuk Çayı geçiyor. Belediye bunu çok iyi  kullanmış. Renk renk köprüler geçirmiş üzerinden. Gondolla da geziliyor  bu nehirde. Bir de şehrin pek çok yerine parklar ve heykeller yaptırmış.  Bizi önce şehrin ikinci büyük parkı olan Kentparka götürdü gezi  otobüsü. Burada Türkiye'nin ilk yapay plajını yapmışlar. Kahvaltımızı bu  parkta yaptıktan en büyük park olan Bilim, Sanat ve Kültür Parkına  gittik. Bu parkta yapılan en ilginç şey 17.yy da Amerika'ya giden ilk  gemi Mayflower'ın bir benzeri. Yapay bir gölün üzerinde. Bu gölün  etrafını dolaştığımız tren ise 1970'lerde işçileri taşıyormuş ama şimdi  yenilenmiş şehirde pek çok şeyin yenilendiği gibi. Daha sonra gittiğimiz  Odunpazarı evleri de restore edilmiş ve Safranbolu'dakilere benzer  evler ortaya çıkmış. Bu tarihi diyebileceğim dar sokaklardan yürüyerek  Kurşunlu Külliyesi'ne ulaştık. Külliye de en iyi şekilde  değerlendirilmiş. Geleneksel sanatları ve Eskişehir'e has lületaşı  işlemeciliği burada yapılıyor. Restore edilen bir konakta öğle yemeğini  yedik.&lt;br /&gt;Başımıza güneş geçmesin diye şapkayla dolaşırken burada şehir  manzarasını izlemek için gittiğimiz Şelale Park'ta yağmurun altında  kalıyoruz. Bu sırada annemle babam Sarar fabrikasına gittiler. Yağmur  bittikten sonra Porsuk Çayı'nda tekne turu yaptık. Daha sonra Haller  Gençlik Merkezi denilen yerde kimileri alışveriş yaptı, kimileri  dinlendi. Ardından TEI fabrikasını gezdikten sonra ayaklarım şişmeye  başlamıştı artık. Birsen'de akşam yemeği yiyince midem de şişti.  Eskişehir'de Çibörek meşhurmuş. Onun da tadına baktık ama açıkcası pek  hoşlanmadım. İşte böylece bir gün içine çok şey sığdırdık. tüm bu  yorgunluğuna rağmen gezmeyi seviyorum...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-381489889144217050?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/381489889144217050/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2010/06/eskisehir.html#comment-form' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/381489889144217050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/381489889144217050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2010/06/eskisehir.html' title='EsKiSehir'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-6806867517246048216</id><published>2010-06-11T01:34:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T01:35:27.176-07:00</updated><title type='text'>taziye</title><content type='html'>ne konuşulur bilmem, ne diyebilirim ki? evet, biz de çok üzüldük vefat  haberini duyunca. sümeyye'nin ne hissettiğini nasıl anlayabilirsin ki?  oturup dinledim. ona teselli vermek yerine ondan ibret aldım. Allah  kimsenin başına vermesin, zor bir imtihan. tek kurabildiğim cümle:  dünyada rahat yok. şehid abi de hep bunu dermiş, sanki gitme vakti  geldiğini de hissetmiş anlattığına göre. 32 yılını hizmet yolunda  geçirmiş zat-ı muhterem. gaye, o yolda olmakmış hakeza. çok metanetli  gördüm arkadaşımı. Rabbim sabrını artırsın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-6806867517246048216?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/6806867517246048216/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2010/06/taziye.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/6806867517246048216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/6806867517246048216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2010/06/taziye.html' title='taziye'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-4438282130989011570</id><published>2010-02-12T11:36:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T02:16:50.911-07:00</updated><title type='text'>bir Cuma günü</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #663333;"&gt;her yolculuk sonrası bir şeyler yazasım gelir. Demek ki yazabilmek için bazen yolculuk yapmam gerekiyor.&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;a href="http://www.rhinosgirls.com/" style="color: #f3f3f3;"&gt;Small Tits&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #f3f3f3;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.virgins19.com/" style="color: #f3f3f3;"&gt;Virgin Pussy&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #f3f3f3;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.8teen.in/" style="color: #f3f3f3;"&gt;Barely Legal&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #f3f3f3;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.justnubiles.com/" style="color: #f3f3f3;"&gt;Nubiles&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #f3f3f3;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kacey18.in/" style="color: #f3f3f3;"&gt;Kacey 18&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #f3f3f3;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.youngfiesta.com/" style="color: #f3f3f3;"&gt;Young Porn&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #663333;"&gt;"Ankara  Terminaline gelmiş bulunmaktayız. Hava sıcaklığı sekiz derece." Saat  akşamın sekizi. Anonsu duyunca son beş sayfası kalmış olan elimdeki  kitabı metroda bitirmek üzere çantama koyuyorum. yazarı Mustafa Kutlu,  adı Huzursuz Bacak. yaşanmış ve yaşanma ihtimali yüksek olayları konu  alan içimizden bir hikaye. bir akademisyen gözüyle istanbul. 163  sayfalık kitabı beş saatte bitirememin nedeni, yorulunca takıldıgım  film: güneşi gördüm. çocukların en küçük kardeşleri Serhatı yıkamak için  çamaşır makinesine attıkları sahneden sonra midem bulandığı için  kapatıyorum bu filmi. bu arada 2,5 senedir otobüslerde gelişen  teknolojiyi adım adım izlediğimi farkettim. 2,5 senede kendimde gelişen  ne oldu acaba? ilim ve istanbul: benim için ayrılmaz ikili haline geldi.  öğleyin Üsküdar'da bir terastan istanbulu izlerken bunu düşünüyordum.  Saat 12:30 idi ezanlar yükselirken. karşımda deniz ve çiseleyen yağmur.  sağımda Mihrimah, solumda Valide Sultan. müezzinleri paslaşıyor adeta.  ve her köşede yükselen minareden ayrı bir sada yankılanıyor. Üsküdar'ın  bu manevi havasını seviyorum. Cuma saatini kuşbakışı izliyorum. Selimağa  Camiinin dış kapısı önüne kilimler seriliyor. esnaf, polis, işçi  herbiri kilimin bir köşesine duruyor. camiiler yavaş yavaş doluyor,  caddedeki erkek nüfusu azalıyor ve sanki başı örtülü insan sayısı artmış  gibi görünüyor. önce bir koşturmaca hakim, sonra bir an sukunete  bürünüyor ortalık. Ramazan'daki iftar saati gibi. o sükunet anında tüm  mevcudat kulluğunu hatıra getiriyor. işte o icabet vaktinde içimden  geçen dua: bu şehre, bu memlekete, bu dünyaya hizmet eden biri  olabilmek. tersine bir sıralamada mümkün. o esnada Selimağa'nın önüne  park etmiş bir ambulans gözüme ilişiyor. hastası yok belli ki şöförü  namaz için inmiş. cemaat dağılınca o da hareket ediyor. hava yeniden  soğuyor, içeri geçiyorum. sabah iyiydi oysa. İstanbul'un havasına ve  kızına güvenilmezmiş demişti bir arkadaş. havasına güvenilmediği  tecrübeyle sabit. kızına neden güvenilmezmiş merak ettim doğrusu. her  neyse İstanbul'u ve bendeki anılarını seviyorum. Valide Sultan karşımda.  her seyahat öncesi olduğu gibi yine uğruyorum bu sefer öğle namazı  için. ilk defa evi özlemeden gidiyorum sanırım. çünkü tam bir hafta önce  aynı yolların aksi istikamette üzerinden geçmekteydim. kapıyı ufaklık  açıyor şaşkın bir halde. beni beklemiyormuş. sana çikolata getirdim  diyorum. burun kıvırıp bilgisayarın başına dönüyor. üstüne üstlük üç  günlüğüne evin nüfusunu artıracağım için şikayet ediyor...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-4438282130989011570?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/4438282130989011570/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2010/02/bir-cuma-gunu.html#comment-form' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/4438282130989011570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/4438282130989011570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2010/02/bir-cuma-gunu.html' title='bir Cuma günü'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-920616998711580382</id><published>2009-11-12T11:37:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T01:39:04.252-07:00</updated><title type='text'>... demek istiyorum</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_mnQFknLN7Mo/TInukcIBQRI/AAAAAAAAAAM/Q2vCCUfZbRg/s1600/unutmak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_mnQFknLN7Mo/TInukcIBQRI/AAAAAAAAAAM/Q2vCCUfZbRg/s320/unutmak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-920616998711580382?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/920616998711580382/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/11/demek-istiyorum.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/920616998711580382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/920616998711580382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/11/demek-istiyorum.html' title='... demek istiyorum'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_mnQFknLN7Mo/TInukcIBQRI/AAAAAAAAAAM/Q2vCCUfZbRg/s72-c/unutmak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-3866383802130950630</id><published>2009-10-28T01:39:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T01:39:45.935-07:00</updated><title type='text'>sakarya</title><content type='html'>camili iki 1649 diye bir adres var zihnimde. dün akşam 5'te Adapazarı  otobüsüne biniyorum Harem'den. yaklaşık iki saat sonra otogardayım.  adresi sorup bir servise biniyorum. yaklaşık yarım saat sonra  numaralardan müteşekkil bir mahalledeyim. geceyi burada geçiriyorum. bu  evler depremden sonra inşa edilmiş. sakin, küçük bir şehir Adapazarı.  buna rağmen ulaşım pahalıymış. otobüsten İlahiyat Fakültesi yakınlarında  iniyoruz. asistanlık sınavına ilk girişim olacak. neden girdiğimi,  gerçekten bu mesleği isteyip istemediğimi dahi sorgulamadan. benim  dışımda iki kişi daha var. daha önce iki defa mülakata girmişler fakat  ilk defa yazılı sistemiyle karşılaşıyorlar. yazılı hiç alışkın  olmadığımız cinsten. üç sayfa tercüme ve iki tane bilgi ve yorum sorusu.  gerçi harun hocanın sınavları da bundan aşağı değildi. 4-5 saat sınavda  kalıyoruz. sanki bir yandan sabrımız ölçülüyor. saat 5'te Harem  otobüsüne binerek beraber dönüyoruz. önceleri hak eden kazansın  diyordum, şimdiyse kime nasipse kazansın diyorum. kazanmamış olmak  başarısızlığı göstermezmiş. hiç değilse sınavın korkulacak birşey  olmadığını öğrendim ;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-3866383802130950630?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/3866383802130950630/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/10/sakarya.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/3866383802130950630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/3866383802130950630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/10/sakarya.html' title='sakarya'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-3056925182965251202</id><published>2009-09-28T01:39:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T02:10:18.218-07:00</updated><title type='text'>.düşledim.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;yeni  eğitim öğretim yılına başlıyoruz. yeni yepyeni bir dönem. yeni genelde  iyidir. heyecanlıyım ve okulu seviyorum. derslerin başladığına benim  kadar sevinen nadir insan var gibi geliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;tatil  biter ve ankaradan çıkış. ankara ve hatıralar. giderek soğuyorum bu  şehirden.üç hafta boyunca evimden dışarı hiç çıkmadım neredeyse.  Ürdünden gelen arkadaşımı bile bir minnet borcu olarak gezdirmek bana  büyük bir yüktü. kapattım kapılarımı, kimseyi göresim gelmedi. evde daha  çok kendi dünyamda yaşıyorum. kendimi düşlüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;artık  rüya görebiliyorum. hem de çok fazla. hepsi birbirinden garip.  uyanıkken bile görüyorum. dalıp gidiyorum düşler alemine. dakikalarca  çıkmadığım oluyor. bazen farklı imajlar çıkıyor karşıma, bazen farklı  dillerden kelimeler kayıyor önüme kuyruklu yıldız gibi. izlediğim  filmler, okuduğum kitaplar, dinlediğim kayıtlar, insanlar ve düşlerim.  hepsi rastgele içimden geçiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;düş  aleminin hakikaten var olabileceğine inanmazdım eskiden. beni hariçteki  alemden koparan deruni bir alem bu. zihnimin üretimi ve sürprizlerle  dolu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;-hayrola betül, durgunsun bugün?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;-evet işte ... (hergün öyleydim aslında)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;çok  konuşan insanlara dayanamıyorum. kes sesini hatta kapa çeneni diye  bağırmak geçiyor içimden. akıl ve dil bağlantılıdır. fakat konuşulanlar  akıl kaynaklı değil. sürekli insanlar hakkında konuşan insanlar beni  çıldırtıyor. yine de susuyor ve dinliyormuş gibi yapıyorum. başkalarının  hayatları beni hiç ilgilendirmiyor. benim hayatımla da kimse  ilgilenmesin. bana kim olduğumu kimse sormasın. &lt;a href="http://teganbrady.rhinosgirls.com/" style="color: #f3f3f3;"&gt;Tegan Brady&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #f3f3f3;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://sunnyleone.rhinosgirls.com/" style="color: #f3f3f3;"&gt;Sunny Leone&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #f3f3f3;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://teenbff.rhinosgirls.com/" style="color: #f3f3f3;"&gt;Teen BFF&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #f3f3f3;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://myebonygf.rhinosgirls.com/" style="color: #f3f3f3;"&gt;My Ebony GF&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #f3f3f3;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://18xgirls.rhinosgirls.com/" style="color: #f3f3f3;"&gt;18 X Girls&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;okudukça  uzaklaşıyorum onların dünyasından. sadece düşünen kimselerin  düşüncelerini dinlemek istiyorum. işte bu yüzden okulu seviyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-3056925182965251202?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/3056925182965251202/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/09/dusledim.html#comment-form' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/3056925182965251202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/3056925182965251202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/09/dusledim.html' title='.düşledim.'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-1771069032805153718</id><published>2009-08-23T01:40:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T01:41:11.498-07:00</updated><title type='text'>şafak bitti</title><content type='html'>Ürdün'e gittiğimden beri izlenimlerimi yazmak istememe rağmen bir türlü  yazma isteği ve fırsatı bulamamıştım. ve bugun Türkiye'ye döndük.  Amman'a o kadar alışmıştım ki İstanbul gözümde farklı bir şehir gibi  göründü. hemen Amman'ın farklılıklarını konuşmaya başladık. İstanbul  rengarenk, Amman tek renkti. evler beyazdı, dağlar kahverengi. bir de  yol kenarlarında zeytin ağaçları. grupta en zor ayrılan ve gelişimize en  az sevinen bendim. her ne kadar her gittiğim yere kolayca alışıversem  de ayrılıklar zor geliyor. özleyeceğim Ürdün günlerini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-1771069032805153718?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/1771069032805153718/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/08/safak-bitti.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/1771069032805153718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/1771069032805153718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/08/safak-bitti.html' title='şafak bitti'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-1363123127550391136</id><published>2009-08-02T01:42:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T01:43:00.520-07:00</updated><title type='text'>muhayyem</title><content type='html'>muhayyemde iki gun. ıssız bir dağın tepesinde teknolojiden %80 uzakta  çadırlarda geçirilen uykusuz ve soğuk iki gece. ve unutulmaz anılar...&lt;br /&gt;dün  gece yarısından sonra yurda döndük. yorgunluk had safhadaydı. yeni  uyanabildim. arka beşlinin mağdurlarından biri olarak çok yoruldum.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrUgA5RAI/AAAAAAAAA7o/WrUvtkwOZdg/s1600-h/Petra+&amp;amp;+Akabe+103.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378612223666635778" src="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrUgA5RAI/AAAAAAAAA7o/WrUvtkwOZdg/s200/Petra+%26+Akabe+103.JPG" style="float: right; height: 134px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;  ilk gün Petra'ya gidişimiz 7 saatten fazla sürdü. bozulan otobüsü  bekleyiş ve molalar bu süreye dahil -normalde 4 saatlik mesafe- Amman'ın  güneyine doğru ilerledikçe çöl sıcağını daha çok hissediyoruz. Ürdün'de  insanı terletmeden sinsice yakan bir sıcak hava var. güneş gözlüğünüz  yoksa da gözlerinizi sürekli kısmaktan yoruluyorsunuz.  -Bahru'l-Meyyit'te gözlüğümü kaybettikten sonra kıymetini anladım-  güneşten korunmak için Petra'ya girerken şapka satın aldık. yolumuz  uzundu ancak nerede başlayıp nerede bittiğini kestiremiyorduk.  rehberimiz yoktu ve Vadi Musa'da kendi başımıza ilerledik. belki de daha  hoş oldu her adımda bir sürprizle karşılaşmak ve yeni şeyleri  keşfetmek. rehber olsaydı da muhtemelen fotoğraf çekmekten rehbere  yetişemeyecektim. -sürekli böyle optimist davranarak eleştirelliğimi  yitiriyorum sanki!- Petra şehri bir tabiat ve tarih harikası. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrVvj-kdI/AAAAAAAAA74/Hn25x0W5KLw/s1600-h/Petra+&amp;amp;+Akabe+304.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378612245020185042" src="http://3.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrVvj-kdI/AAAAAAAAA74/Hn25x0W5KLw/s200/Petra+%26+Akabe+304.JPG" style="float: left; height: 134px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;  yüksek ve dar bir kanyonda ilerlerken birden karşınıza çıkan hazine  odası insanı dehşete düşürüyor. çölün ortasında bu medeniyet nasıl  kurulmuş diye düşünüyorsunuz. "kayaları oymuşlar, sarayları kurmuşlar"  ifadesi burada zihninize oturuyor. neden dünyanın harikası seçildiğini  anlıyoruz. ve ihtişamlı bir hayattan sonra Petralılar da öteki dünyaya  göçüp gitmişler. 19.yüzyılda bir gezgin kenti keşfetmiş. Petranın  yerlileri Nebatiler'miş. M.Ö. 4.yüzyılda başkent olarak kurmuşlar.  Sonradan Romalılar işgal etmiş. tabi biz kentin tamamını gezemeden geri  döndük. ancak mahkeme denilen kısmına kadar gelebildik. ilerisine  gitmeye ise vaktimiz ve takatimiz kalmamıştı. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrWJccatI/AAAAAAAAA8A/vBi6FbW3TIk/s1600-h/Petra+&amp;amp;+Akabe+335.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378612251967908562" src="http://3.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrWJccatI/AAAAAAAAA8A/vBi6FbW3TIk/s200/Petra+%26+Akabe+335.JPG" style="float: right; height: 200px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 134px;" /&gt;&lt;/a&gt;  Petra'nın insanı büyüleyen taraflarından biri de toprağın gül renginde  olması. tiyatro, mezar, tapınak gibi tüm yapılar tamamen doğal olan bu  renkteki kireç taşı oyularak yapılmış. güneşin batışına yakın taşlardaki  gül renginin daha çekici hale geldiğini fotoğraf çekerken hissediyorum.  vaktimizin kısıtlı oluşu fazla fotoğraf çekmeye müsaade etmiyor. daha  hızlı ilerlemek için kanyon girişine kadar gelen develere biniyoruz. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrVNaWCmI/AAAAAAAAA7w/-FcQUMxkqLc/s1600-h/Petra+&amp;amp;+Akabe+244.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378612235852974690" src="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrVNaWCmI/AAAAAAAAA7w/-FcQUMxkqLc/s200/Petra+%26+Akabe+244.JPG" style="float: left; height: 110px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 168px;" /&gt;&lt;/a&gt;  sonra koşturuyoruz ki otobüsü daha fazla bekletmeyelim. buna rağme  giriş kapısında "yine geç kaldın" deniyor. halbuki arkamızdan gelen bir  grup daha varmış. maceracı bu arkadaşlar yorulmak nedir bilmeden yola  devam etmişler ve en son tepeye kadar çıkıp inmişler. müdürümüz Adnan  hoca oldukça sinirli. çünkü güneş batmadan kamp alanına yetişemeyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrWv_9laI/AAAAAAAAA8I/f3UYGtxkYIY/s1600-h/Petra+&amp;amp;+Akabe+465.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378612262317430178" src="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrWv_9laI/AAAAAAAAA8I/f3UYGtxkYIY/s200/Petra+%26+Akabe+465.JPG" style="float: right; height: 134px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;Hava  karardıktan sonra Dana'da kamp alanındayız. otoüsten iniyoruz ve büyük  çadıra yönlendiriliyoruz. burada namaz ve yemek işini bitirip  geceleyeceğimiz çadırlara geçiyoruz. odayı aydınlatabileceğimiz sadece  bir el lambası veriyorlar. korkunç bir gece olacak gibi. göremediğim bir  yerde yatmak istemiyorum. önce sabaha kadar oturma niyetiyle ateşin  başındaki gruba takılıyorum. burada çay ve karpuz ikram ediyorlar. soğuk  rüzgar ve ısıtmayan ateş sabahın sıcaklığını özletiyor. çadırda  ısınabilme ümidim göremediğim bir yerde yatma korkuma baskın geliyor. o  kadar ki sabah namazına dahi zorla kaldırılıyorum. fakat tek battaniye  ile asla ısınamıyorum. ve güneşim doğuşu beni çok mutlu ediyor:  "Karanlıklardan aydınlığa çıkaran Rabbime şükürler olsun." &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSsWBYdBcI/AAAAAAAAA8Q/Jy1kGe13TMg/s1600-h/Petra+&amp;amp;+Akabe+474.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378613349315315138" src="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSsWBYdBcI/AAAAAAAAA8Q/Jy1kGe13TMg/s200/Petra+%26+Akabe+474.JPG" style="float: left; height: 134px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ortalık  aydınlanınca aslında çöle değil, dağın başına getirildiğimizi  farkettik. Burası sandığımız kadar da ıssız değil. Bedevilerin kısmen  yerleşik hayata geçtiklerini düşünüyorum. su, elektirik, yiyecek, vs.  bulmak mümkün. yakınlarımızda başka yerleşim yerleri de var. kahvaltıdan  sonra bütün günü bu dağları seyrederek geçireceğimizi öğrendiğimde çok  canım sıkılıyor. tek faaliyetimiz öğleden sonraki konferanslar. önceki  gece teleskopla bize ayı ve yıldızları seyrettiren astronom yıldızlar  hakkında bir sunum yapıyor. Bize kıbleyi bulmayı öğretmişti. büyük  ayının son yıldızının paralelinde kutbu'ş-şimal var. kuzeyi bulduktan  sonra güney doğudaki Mekke'ye yöneliyoruz. ikinci gece daha eğlenceli  geçiyor. hatta kimse ayrılmak istemiyor sanki. bizim için iyi bir  tecrübe oldu. bu arada akşam yemeğinde ilk defa mensef yedim. sütünü  koymazsan bildiğin pilav üstü tavuk. ve bu gece çadırımızı  değiştiriyoruz. küçük gerçek çadırda yerde yatıyoruz. sanırım üç kişi  olduğumuzdan bana daha sıcak geliyor. gece 2'yi geçmesine rağmen şarkı  sesleri geliyor. son kez yıldızları, batmak üzere olan kameri ve  samanyolunu seyrediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSsWeCNISI/AAAAAAAAA8Y/A_x1XmT9y6M/s1600-h/Petra+&amp;amp;+Akabe+516.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378613357006627106" src="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSsWeCNISI/AAAAAAAAA8Y/A_x1XmT9y6M/s200/Petra+%26+Akabe+516.JPG" style="float: right; height: 134px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;güneşin  doğuşuyla başlayan gün ve ardından kahvaltı. sabah 8.30'da Akabe yoluna  çıkıyoruz. Akabe, Kızıldeniz körfezinde kurulmuş eski bir şehir.  Kızıldeniz'de dört devlet var: Mısır, Filistin, Ürdün, Suud. bunları  Haliç Devletleri deniyor. Akabe'de İsrail, Ürdün topraklarını da işgal  etmiş ancak devlet buna ses çıkarmamış ve ilişkileri çok iyiymiş.  Turistik bir sahil kenti Akabe. turkuaz renkli denizi tahminimden çok  daha güzel. Karşı kıyıda Mısır topraklarını görüyoruz.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSsXI5hZII/AAAAAAAAA8g/7gCG9H1Sfpo/s1600-h/Petra+&amp;amp;+Akabe+525.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378613368512930946" src="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSsXI5hZII/AAAAAAAAA8g/7gCG9H1Sfpo/s200/Petra+%26+Akabe+525.JPG" style="float: left; height: 134px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;öğle  sıcağında indiğimiz sahilde herkes serinlemek için kendini denize  atıyor. Maalesef ayağına deniz kestanesi batan birkaç arkadaşın denize  girmesiyle çıkması bir oluyor. Onların acısını dindirmek için üzerine  sigara basıyorlar. Bu olaylardan sonra ne tekneye binebiliyoruz ne de  suya adım atabiliyoruz. daha sonra bozuk olmayan otobüsle alışveriş ve  yemek için şehir merkezine indiriliyoruz. Tabii ki alışverişe fazla  vaktimiz kalmıyor, çünkü güneş batmadan Vadi Rum'a yetişmemiz gerek. Ne  yazık ki bozuk bir otobüsle bu gezi planına uymak mümkün değil. kötü  haber: Vadi Rum gezisinin iptal. yakınından geçerken Adnan hoca Vadi  Rum'da kalmış olan Lawrence'ın hikayesini anlatıyor. Bu topraklarda pek  çok müslüman ve türk öldürülmüş.&lt;br /&gt;Akabe'den dönüş süremiz yaklaşık 6  saat. Bu kadar aksilik neden oldu? sefer duası içten okunmadı mı acaba?  yoksa tedbirsiz mi yola çıkıldı? hepsi kalabalık gezilerde  karşılaşılabilecek muhtemel problemler miydi? tecrübeler paylaşılsın ve  bizden sonrakilere ders çıkarılsın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-1363123127550391136?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/1363123127550391136/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/08/muhayyem.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/1363123127550391136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/1363123127550391136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/08/muhayyem.html' title='muhayyem'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SqSrUgA5RAI/AAAAAAAAA7o/WrUvtkwOZdg/s72-c/Petra+%26+Akabe+103.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-3639881163601199059</id><published>2009-06-01T11:43:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T01:43:48.417-07:00</updated><title type='text'>isamWorld</title><content type='html'>Isam kütüphanesindeyim. Saatlerce oturmaktan ayaklarım uyuşmuş, ışık  gözlerimi ağrıtmaya başlamış. Dışarı çıkıp biraz dolanayım, beynime  temiz hava gitsin de zihnim açılsın diye çıkıyorum kapıdan. Güneş gözümü  alıyor aniden. açamıyorum bir kaç saniye. Gözbebeklerim ışığa alışana  kadar. Aaa güneş sarı diyorum içimden, gökyüzü mavi ve ağaçlar yeşil.  Dışarıda renk var, hayat var, kuşların sesi var, çimlerin kokusu var.  ben siyah-beyaz dünyamda yaşıyormuşum. Baharı beklerken yaz geçmiş. Daha  kaç mevsim geçecek kimbilir. yeni word belgesi yahut sararmış kitap  sayfalarının üzerindeki siyah harflerle yüzyüze bakmaktan insan yüzüne  bakmayı unuttum. akademisyenliğimden utanıyorum ve akademisyenleri  kütüphane içerisinde yaşam belirtileri en az seviyeye inmiş insansılar  olarak tarif etmek istiyorum. Üzüm üzüme baka baka, akademisyen  bilgisayara baka baka... insanlığı kurtarmaktan vazgeçtim artık,  insanlık beni kurtarsın. kendime acıyorum...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saatler, günler,  haftalar... ve yine kütüphanedeyim... burası bambaşka bir dünya. Ilk  geldiğim günkü -yaklaşık iki sene önceki- cazibesini hala yitirmedi.  Hatta giderek alışkanlık yapıyor olabilir. Hergün ayrı bir köşesini  keşfediyorum, iyice tanıyorum artık. okulu aratmıyor. Belki de tez  öğrencilerinin okul özlemlerini gideriyor bile olabilir. Tenefüsü de  yapıyoruz, öğle arası da veriyoruz. Bu sıralarda yeni arkadaşlar da  ediniyoruz. bir tek hocalarımız eksik  başımızda. herkes kendi kendinin  hocası artık. Tez öğrencisi olmak zor. Disiplinli olmayı gerek. Kimsenin  kimseye faydası yok. Yalnız başınasın, yapayalnız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-3639881163601199059?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/3639881163601199059/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/06/isamworld.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/3639881163601199059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/3639881163601199059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/06/isamworld.html' title='isamWorld'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-1801521058222989938</id><published>2009-05-13T11:44:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T01:44:31.839-07:00</updated><title type='text'>morsalkım</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #330033;"&gt;-mor salkım dikmeye gidelim mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #330033;"&gt;-nereye?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #330033;"&gt;-Üsküdar Yeni Valide.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #330033;"&gt;-peki ama mor salkım ne?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #330033;"&gt;-bir çiçek işte...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #330033;"&gt;-erguvan gibi bişey mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #6600cc;"&gt;Öğle  ezanından önce Valide Sultan Camii önünde bir kalabalık toplanmış.  Haluk Dursun konuşuyor: ... Erguvan İstanbul'un doğal dekorudur.  Hristiyanlık için ayrı bir kudsiyeti varmış. Morsalkımdan farkı  Erguvanın hüdainabit olması, duvar diplerinde kendiliğinden çıkabilir.  Morsalkım ise bir tür sarmaşık. Sarmaşık kelimesi aşk kökünden gelir.  Bir yere sarılsın diye duvar ve ağaç diplerine dikiliyor. Duvara  sarılmasının hikmeti yoktur ancak hikmet sahibi bir mor salkım  istiyorsanız servi ağacının dibine dikeceksiniz. Çünkü servi, Elifin  karşılığı olarak Allah'ı simgeler. eski Mevlevi geleneğinde morsalkım  servi ağacının dibine dikilirmiş. sarmaşık firkatinden manevi bir aşkı  doğururmuş. servi etrafına sarılan morsalkım ise Allahın muhabbetine  sarılmakmış. Üsküdar'ın morsalkım şehri olması temennisiyle konuşma  biter ve dikim işlemine geçilir. Ümit Meriç hanımın başlattığı bu  geleneği yine bayanlar sürdürsün diye kız çocuklarına verilir fidanlar  -pozitif ayrımcılık yaparak- ve tabii hanım Sultanların camiilerinden  birinde devam ettirilmektedir. ilerde Yeni Valide'nin güzelliğine ayrı  bir güzellik katacak gibi duruyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-1801521058222989938?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/1801521058222989938/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/05/morsalkm.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/1801521058222989938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/1801521058222989938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/05/morsalkm.html' title='morsalkım'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-7022662263338272073</id><published>2009-03-15T01:48:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T01:49:07.418-07:00</updated><title type='text'>çikolata</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #660000; font-family: georgia;"&gt;yine  bir pazar sabahı yıldız parkında kahvaltı. bu kez hava açık. güneşli ve  serin... yaklaşık 200 kişi. adımız Suffa olsun dendi. mütedeyyin bayan  üniversite ögrencileriyiz. ortak davamız Filistin... eski dostlar da  var. yeni insanlarla tanışıyorum. en önemlisi ve hiç unutmayacağım  Filistinli Sucud. onun masasına geciyorum. Arapca konusarak soru  sorduğumda önce çok şaşırıyor. sonra sohbet ediyoruz. Türkçe öğrenmek  istiyormuş fakat herkes onunla ingilizce konusuyor. yaklasık 3 saat  hasbihal ederek ettigimiz kahvaltı musiki faslıyla sona eriyor. ardından  Sucud ve birkaç arkadaşla Çengelköy'e geçiyoruz. mekanımız bir  arkadaşın tavsiyesi üzerine geldiğimiz, Çikolata-Kahve... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/Sb1sBgeAnYI/AAAAAAAAA7Q/vFdGG0qBvRs/s1600-h/cikolatakahve.jpg"&gt;&lt;span style="color: #660000; font-family: georgia;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313521908518526338" src="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/Sb1sBgeAnYI/AAAAAAAAA7Q/vFdGG0qBvRs/s200/cikolatakahve.jpg" style="float: right; height: 134px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #660000; font-family: georgia;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #660000; font-family: georgia;"&gt;Kapıdan  girerken önce kahve kokusuyla çarpılıyoruz. bir arkadaş kendini  ortaçağda hissettiğini söylüyor. Belki o kadar değil ama 100 yıl  gerisine gitmiş kadar oldum. duvardaki eski fotoğraflar ve plak  müzikleri o hissi veriyordu. Bir köşede duran çevirmeli antika telefonu  kaldırdığımda dıııd sesini duyunca da çok şaşırdım. Hakikaten zamanda  yolculuğa çıkmış gibiydim. her köşede ayrı bir detay gözüme çarpıyordu  ve o ufacık dükkan genişledikçe genişliyordu sanki. halbuki o kadar  küçüktü ki oturacak yer bulamakta zorlandık. bu arada sıcak çikolata ve  kahvelerimiz yapılıyordu. Arkadaşlar karabiberli çikolata içtiler. Bense  acıyla pek aram olmadığımdan bu aşina olmadık lezzeti denemekten  kaçındım. Daha sonra frambuazlı, kahveli, fıstıklı çikolataların tadına  baktık. çikolatadan yapılmış satranç taşları da enteresandı. aklınıza  hayalinize sığmayacak kadar çok çeşit. Çikolata nasıl birşey ki yedikçe  yiyesi geliyor insanın. mutlu ediyor insanı. Dükkan sahibinin içtenliği  de ortama ayrı bir hava kattı. Sonuçta hepimiz mutlu ayrıldık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-7022662263338272073?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/7022662263338272073/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/03/cikolata.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/7022662263338272073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/7022662263338272073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/03/cikolata.html' title='çikolata'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/Sb1sBgeAnYI/AAAAAAAAA7Q/vFdGG0qBvRs/s72-c/cikolatakahve.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-442137268238664970</id><published>2009-01-03T11:14:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T01:46:32.851-07:00</updated><title type='text'>hmm</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;imtihanları seviyorummm. isyan bayraklarını  çekmeyelim. alışkanlık oldu. sınav olmamak gayrı tabii ve arızi bir hal.  o nedenle sınav olacağını duyduğumda tepki vermiyorum. sınav akşamları  gayet rahat ve serinkanlıyım. fazla rahat olmak iyi değil tabi bu sabah  uykuya dalıp hadis imtihana yarım saat geç girdim. bugünki benim için  daha mühimdi. ilk arapça sınavımızdı yani ketebna bil-arabiyye.  konuşurken çevredekiler yardım ediyor ama sınavda öyle bir şansın yok.  belki iyi bir sınav değildi ama mahiyeti bakımından bir başarı  sayılabilir. sevdim bu sınavı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;sınavlar  yemekten sonraki tatlı gibidir. okumaya ve tekrar etmeye teşvik eder.  bazen canımızı sıksa da sınavsız bir ilim tahsili düşünülemez. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-442137268238664970?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/442137268238664970/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/01/hmm.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/442137268238664970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/442137268238664970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2009/01/hmm.html' title='hmm'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-6617517845690272357</id><published>2008-12-28T01:50:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T01:51:56.979-07:00</updated><title type='text'>sırılsıklam</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #330099; font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;sırılsıklam  olmak ne demek? kelimeyi cüzlerine böldüğümüzde bir mana ifade ediyor  mu? ilk bakışta ikileme gibi duruyor ama sırıl ve sıklam kelimelerine  hiç bir anlam veremiyorum. bunu dilcilere sormak gerek. ikisi birleşince  zihnimizde oluşan mana ıpıslak olmaktır. aslında bu mefhum daha uygun.  ancak sırılsıklam kelimesinin fonetiği daha hoş. ayrıca aşık olmak için  de kullanılıyor ancak bu mecaz olsa gerek. bizim anlamamız gereken  baştan ayağa ıslanmaktır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #330099; font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVfq82JdoPI/AAAAAAAAA4Q/MAaqleTGzew/s1600-h/IMG_0142.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284951018790822130" src="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVfq82JdoPI/AAAAAAAAA4Q/MAaqleTGzew/s200/IMG_0142.JPG" style="float: right; height: 134px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;  bugün mandalinanın mesajıyla gözlerimi açtım. kursta bir blok dersi  kaçırmıştım. hemen çıktım. dışarda yağmur. ilk otobüse bindim ve çamlıca  taraflarındayken gelen telefon gezi için kurstan ayrılacaklarını  iletti. yola çıktıkları için beni yoldan almayı uygun bulmuşlar. indim  hemen. güllüoğlu baklavacısının önünden alındım. kursça kadıköye indik.  soğuktu. vapurdan inen insan yığının fotoğrafını çektik. sonra vapura  bindik. kimsenin dışarı çıkmaya cesaret edemeyeceği kadar soğuk. biz  kursça martı fotoğrafı çekmeye çalışıyoruz. komikti. inip Yeni Camiiye  girdik ve biraz ısındık. sonra Sirkeci'de ev yemekleri yapan bir  lokantaya girdik. pilav kötüydü, çay soğuktu. yağmur şiddetli. rotamız  belirsiz. Arkeoloji müzesini teklif ettim. kabul edildi ancak müze kartı  olmayan ve almak istemeyenler kapıdan dönünce kursça geri döndük.  Sultanahmet'e gidiyoruz. makinelerimiz ıslanmasın diye çıkartmasak da  sonunda dayanamıyor, şemsiyelerle fotoğraf çektiriyoruz. mandalina biz  deli miyiz? diye soruyorum. neden takıldığıma hiçbir anlam veremeden  grubu takip ediyorum. Cami içerisinde epey fotoğraf çekiyoruz. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVfq9FPCrEI/AAAAAAAAA4Y/dezvQ5m6_u8/s1600-h/IMG_0241.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284951022840753218" src="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVfq9FPCrEI/AAAAAAAAA4Y/dezvQ5m6_u8/s200/IMG_0241.JPG" style="float: left; height: 134px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;ilk  defa manuel modda çekim yapıyorum. çok zevkli birşey. kubbenin tam  altına oturmuş fotoğraf çeken bir grup komikti. gitmeliyiz. cami sıcak  dışarı çıkmak istemiyorum. arkadaşın aldığı sahlep içimi ısıtmıyor.  tramvayda eylemden dönen arkadaşlara rastlıyorum. kadıköye dönüyoruz.  mandalina prensiplerine bağlı kalıyor. peşinden gidiyorum. otobüse  biniyoruz. şimdiki hedefimiz altunizade. said halim paşa progamına  gideceğim. yağmur şırıl şırıl. trafik tıkalı. yol 1 saatten uzun  sürüyor. hesapta olmayan trafik yüzünden gecikiyorum. mandalina ile  vedalaşıyoruz. geciktiğime üzülmüyorum çünkü ilk konuşmacı hiç sarmıyor.  ayaklarım üşüyor. çünkü sırılsıklam. said halim paşa islamcı mı değil  mi? bir entelektüel ve Batı'ya bağımlı değil düşünürken. öyleyse neden  fransızca yazdı? bunu sormak isterdim. hemen çıktım. akşamın soğuğu.  yağmur ve lodos. inşallah hastalanmam.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-6617517845690272357?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/6617517845690272357/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/srlsklam.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/6617517845690272357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/6617517845690272357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/srlsklam.html' title='sırılsıklam'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVfq82JdoPI/AAAAAAAAA4Q/MAaqleTGzew/s72-c/IMG_0142.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-8384401644914255541</id><published>2008-12-28T01:32:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T01:52:54.796-07:00</updated><title type='text'>intizam</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;odanı  toplamak, dolabını toplamak, yatağını toplamak aynı zamanda  düzenlemektir. bazen düzenden nefret ediyorum sırf yapmak zorunda  olduğum için. dağınık olmayı seviyorum aslında ama işime gelmiyor. arada  bir dolabımı düzenliyorum. haftada bir. yoksa içinden çıkılmaz bir hal  alıyor ve giderek dağınıklaşarak kıyafetler bir yığın haline dönüşüyor.  tıpkı bunun gibi arada bir bilgisayardaki dosyaları düzenlemek  gerekiyor. yaklaşık bir yıldır bu işlemi yapmadığım için üç saattir  dosyaları düzenlemekle uğraşıyorum. çünkü masaüstümde boş yer  kalmamıştı. tabi bu düzenleme sadece dış görünüşte. cunku hala düzenli  bir arşivim hala yok. yine de aradığım her şeyi bulabiliyorum. yani  dağınıklık içinde bir düzen var. tabiatta köşeler yoktur, düz çizgiler  yoktur. düzen içinde dağınıklık tabii bir haldir. düzen iyi midir kötü  müdür? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;babama  Endülüs notlarımı gönderdim. çok dağınık yazmışım diye düzenlemeye  başladı. kendisi tam bir devlet adamı. sanki resmi evrak yazıyor. yazımı  değiştirmemesini, çünkü dağınık yazmayı sevdiğimi söyledim. sırf bu  yüzden bile akademisyen olamayabilirim...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-8384401644914255541?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/8384401644914255541/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/intizam.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/8384401644914255541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/8384401644914255541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/intizam.html' title='intizam'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-7656349724601050241</id><published>2008-12-20T01:53:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T01:53:29.215-07:00</updated><title type='text'>TebriklerTabular</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;bugün tarihte iki önemli olay yaşandı. insanlık  tarihi açısından pek değil belki ama for myself mühim cidden. ilk olay  ilk defa ingilizce bir sunum yapmam. önceden hazırladığım bir metin  yoktu ve irticalen konuştum. kelimeler zihnime gelmediğinde araya arapça  kelimeler karışsa da -mükemmeliyetçi tavır takınıp kendimi  beğenmiyorum- dinleyiciler oldukça beğenmiş. ben de cesaretimden ötürü  kendimi tebrik ederim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;kendimi tebrik ettiğim  ikinci olay R.hocanın İsam'daki hocalarla birlikte gidilen yemek  davetini Arapça dersimi kaçırmamak amacıyla reddetmem. Yemek önemli  değil ancak ilk başta davete icabet etmek mi derse katılmak mı efdal  karar verememiştim. Her halukarda ilme talib isem tercihim ders  olmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Alışkanlıklarımdan  vazgeçemediğimden bazen mantıksız davrandığım için kendimi kızıyorum.  Mesela bugün Üsküdar iskelesinin Sirkeci tarafına taşındığını bildiğim  halde alışkanlıktan dolayı tramwaydan Eminönü'nde indim ve geri yürümek  zorunda kaldım. Geçen gün Ankara'dan gelirken servis şöförü yolu  değiştirmişti. Cem evinin önünden geçerken hemen karar verip inebilirdim  ama daha uzak olmasına rağmen her zaman indiğim yer olan Üsküdar'a  kadar gittim. inme-binme yerleri bile zihnimde o kadar kalıplaşmış ki  aniden değiştirmek zor geliyor maalesef. tabuları yıkmak ya da en baştan  esnek bırakmak...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-7656349724601050241?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/7656349724601050241/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/tebriklertabular.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/7656349724601050241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/7656349724601050241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/tebriklertabular.html' title='TebriklerTabular'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-5014732979981953276</id><published>2008-12-15T01:53:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T01:54:11.444-07:00</updated><title type='text'>EndulusRuyam</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Cuma günü  akşama doğru uçaktaydık. Yukarıdan bakınca güneş hiç sanki batmıyor.  akşamın kızıllığı yol boyu silinmedi gökyüzünden. Batı'ya, güneşin  battığı yöne gidiyoruz. Bir Avrupa ülkesine. önce İspanya'nın Sevilla  şehrine indik. Türkiye’den 1 saat geride. Bir otobüsle Malaga’ya gidip  otelimize yerleştik. Rehberimiz Malatya'lı Selahaddin. 18 yıldır  İspanya'da. önümüzdeki 3 gün İspanya'da tatilmiş, dini ve milli  bayramları birleştirip tatil etmişler. bizimse 3 gün içinde Endülüs'te  gezeceğimiz şehirler: Granada(Gırnata), Cordoba(Kurtuba),  Sevilla(İşbiliyye). bulunduğumuz bölge 8 şehri olan Andalucia. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;em&gt;6 Aralık Cumartesi:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;gün  sabah namazıyla başladı. ardından hemen kahvaltıya indik. açık büfe  olmasına rağmen yenilebilecek fazla bir şey bulamadık. o nedenle meyve  ile karnımızı doyurduk. yemekleri de enteresan, akşam da sadece salata  türü yiyebildik. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-family: georgia;"&gt;Belirlenen  saatte otobüste buluştuk ve Gıranada’ya doğru yol almaya bşladık.  Sağımızda “Rio Guadalmadina” (vadi el-medina nehri) akmakta. Solumuzda  zeytin ağaçları ve yer yer kaknüs bitkileri. Otobanlar mükemmel  yapılmış. Otobüs mikrofonuyla Selo (Selahaddin) İspanya'yı anlatıyor.  Kendi tecrübelerinden hareketle İspanya hakkındaki bilgilerini bizimle  paylaşıyor. İnsanları fiziksel olarak Türklere benziyor, nihayetinde  aynı iklim kuşağının insanlarıyız. Her iki ülke de yarımada. ancak  İspanyolların tipleri Türklere benzese de huyları hiç benzemezmiş. Kaba  insanlar, misafirperver değiller. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVK8j8HCRlI/AAAAAAAAA3c/M0hSPDhpLFM/s1600-h/DONMEZ+%281138%29.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5283492638476093010" src="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVK8j8HCRlI/AAAAAAAAA3c/M0hSPDhpLFM/s200/DONMEZ+%281138%29.jpg" style="float: right; height: 134px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Kanuni,  İnebahtı muharebesinden sonra "kim bu İspanyollar?" diye sorar bunun  üzerine gelen elçi "gece gündüze ne kadar benzerse İspanyollar da  Türklere o kadar benzer" diyerek bize ne kadar zıt olduklarını anlatır.  Rehberimiz Selo sürekli İspanya ile Türkiye ve İspanyollar ile Türkler  arasında karşılaştırma yapıyor. Sanırım milli duyguları her gurbetçi  gibi ağır basıyor. İlginç anektodlar anlattı. Bir mezarlığın yanından  geçiyorduk. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Ölülerini ayakta  (dik durur halde) gömüyorlarmış. Daha sonra da çıkarıp kuyuya  atıyorlarmış. Gömülmek için ölmeden önce para veriyorsunuz. Parası  olmayanları ise yakıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Öğlen  saat 2'ye kadar çalışıyorlar. sonra siestaları var. 4'e kadar kaylule  uyuyorlar. 4ten 6ya kadar tekrar çalışıyorlar. Bu sistem Araplara  benziyor. Kendilerini değiştirmeye de pek niyetleri yok. Mesela yabancı  dil öğrenmek gibi bir çabaları yok. çünkü ş, z, j, c, ı, ö, ü gibi  harflerini telaffuz edemiyorlar. İngilizce konuştuğunuzda genelde  yazıldığı gibi söylerseniz anlayabiliyorlar. mesela çay istemek için te  diyoruz. ayrıca İspanyolca'dan başka dil bilmiyor ve kendi şiveleriyle  konuşuyorlarmış. Hakikaten gezdiğimiz turistik yerlerde hiçbir tabelanın  ingilizcesini yazmamışlar. gelenlerin İspanyolca öğrenmesini  istiyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Sierra  Nevada sıradağlarının yanından geçiyoruz. İslamoğlu hoca mikrofonu  eline alıyor. “Gezin yeryüzünü görün günahkarların sonu ne olmuş?”  ayetiyle başlayarak gezi amacımızı vurguluyor. Bu ayet gezip görmenin  bir bilgi kaynağı olduğunu gösterir. İbret ile bakılırsa gördüklerimiz  bize çok şey söyler. İslamoğlu hocanın tabiriyle "şahid olalım" ve  Endülüs toprakları “şahidimiz olsun”. çünkü yeryüzündeki her şeyin dili  var, konuşuyor. Şahid olmak ve şahid kılmak için gezip görelim.  Lebbeyklerle girdik Gırnata’ya. Kendimi umreye gidiyormuş gibi  hissettim.&lt;br /&gt;Gırnata... tarih kokan şehir. Alhambra (El-Hamra) beni  büyüledi ve ordan hiç çıkmak istemedim. Endülüs'te en sevdiğim yer  burasıydı. ilk olarak şehir turu yaptık. Büyük bir fıskiyenin yanından  geçip, yürüyüş yoluna girdik. Cristof Colomb heykelinin önünde durup  rehberi dinliyoruz. ikinci durağımız &lt;/span&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Adalet  Sarayının önü. Kuran-ı Kerim’ler başta olmak üzere tüm kitapların  toplatılıp yakıldığı mekan. üzülüyoruz, kızıyoruz ama kime? Dönüşümüzde  bu meydanda 3 çalgıcı farklı bir müzik yapıyordu. ilginç aletleri vardı.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-family: georgia;"&gt;İnce  bir yola giriyoruz bir araba zor geçecek kadar. turistler yoğunlukta.  Bu yola açılan daha ince sokaklar var. Endülüs döneminde kalma bir  mahalle. Al-casaba diyorlar. buradaki restore edilmiş eski evler genelde  bar-cafe. Bazılarının dışı eski ev gibi görünse de içini otopark olarak  kullanıyorlarmış. Bir katedralin yanından geçiyoruz. sağımızda vadi var  arkasında Elhamra. karşıdan surlarını seyrediyoruz. buradan saray gibi  görünmüyor daha çok bir kale gibi kırmızımsı rengiyle. daha sonra  güvenlik açısından böyle inşa edildiğini öğreniyorum. saraya  yaklaşıyorum. yaklaştıkça heyecanlanıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVK8kDPb2AI/AAAAAAAAA3k/FbtCTWxhOyY/s1600-h/DONMEZ.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5283492640390371330" src="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVK8kDPb2AI/AAAAAAAAA3k/FbtCTWxhOyY/s200/DONMEZ.jpg" style="float: right; height: 134px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-family: georgia;"&gt;Granada  meydanı biraz İstiklal caddesinin andırıyor. Kimi garip kostümler  giymiş, Kimi kendini griye boyayıp heykel gibi dikiliyor ve bu şekilde  para kazanıyor. Biri paylaço kılığında çocukları eğlendiriyor. Tatil  olduğu için mağazalar kapalı, insanlar ailecek geziyor. İstiklal  caddesinden daha az kalabalık. Enteresan tipler. sokak satıcıları polis  gelince kaçmaya başlıyor biraz Türkiye gibi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-family: georgia;"&gt;El-Hamra'nın  karşısındaki Elbaicin tepesinde yer alan Abdulkadir es-Sufi nin  mescidinde öğle ve ikindiyi cem ederek kılıyoruz. Sierra Nevada'yı ve  El-Hamra'yı seyredip fotoğraf çektiriyoruz. Mescit eskiden gecekondu  mahallelerin bulunduğu yerde. şimdi ise restore edilmiş evlerden  müteşekkil turistik mekanlar Safranbolu evleri gibi. Cem’ etmenin  buradaki geziden daha elzem olacağı vakitlerim daha önce olmamıştı.  Gerçi çok sefer eden biri olarak seferde dinin sağladığı kolaylıkları  kullanırım, normal günde asla yapmayacağım ruhsatlar olsa bile. Bu  kolaylıklara şükredelim çünki Rabbimin bize lutfudur. Yoksa hakikaten  zor durumda kalacaktık. Yollarda ne bir cami ya da mescit ne de abdest  alacak bir mekan vardı.&lt;br /&gt;Al-Hambra'ya giriş saatimiz 15.00 olarak çok  önceden belirlenmiş. günde 3.500 bilet satıyor. V.Carlos Alman asıllı  ispanya kralı sarayı yıktırmak istemez ancak papazlar el-hamrayı  fethetmenin anısına bir eser yaptırması için baskı kurarlar. O da  sarayın tek bir bölümünü yıktırara dışı kare, içi daire bir bina  yaptırır. Kendisi ise bu sarayı hiç kullanmaz. Günümüzde idari işlerin  yürütüldüğü bu yapı sarayın diğer bölümleriyle hiç uyumlu değildi. Esas  hayram kaldığım Nasri kısmında grubumuzu rehberler ikiye bölüyor. Ben  İngilizce anlatan rehberin peşine takılıyorum. Sanki Müslüman olduğumuzu  bilmiyormuş gibi anlatıyor. o topraklarda gelişen İslam medeniyetinden  çok uzak kaldığımızı düşünüyor olmalı. Halbuki anlattıkları bize hiç  yabancı değil. Mesela haremin, özel hayatın ve ailenin değerinden  bahsediyor. O kadar çok fotoğrafa malzeme vardı ki! Ne yazık ki  rehberlere uymak mecburiyetindeydik. Yine de ben fotoğraf çekeyim derken  gruptan ayrılıvermişim. El-Hamra beni adeta büyüledi. Oda içinde oda ve  onlara açılan avlular ve birden kendinizi bir bahçede buluyorsunuz.  Sanki Kuran’daki Cennet tasvirleri bu sarayda uygulanmış. Su bolca  kullanılıyor. Suya yansıma fotoğraflarını çekmeye doyamadığımdan yine  grubun gerisinde kalıyorum. söylendiğine göre Taç Mahal buradaki sarayın  suya yansımadan esinlenerek yapılmış. Saraya girdiğimiz ilk odadan  itibaren “la galibe illallah” sözünün duvarlara her türlü nasıl  nakşedildiğini görüyoruz. sarayın tüm duvarları dantel gibi işlenmiş.  İnce ince oyulmuş duvarda hiçbir boşluk bırakılmadan. alt kısımlar  seramikle kaplı. Dekorasyonda zemine önem vermiyorlar zaten halılarla  kaplıydı. Arslanlı avluda 12 adet arslanı da restorasyona aldıklarından  göremedik ama buradaki süslemeler aklımı başımdan almaya yetti.&lt;br /&gt;Al-Hambra’daki  son durağımız olan Generalife (Cennetü’l-Arif) bahçelerinde dolaşırken  biraz üşüyoruz ama bunu hiç hissetmedim annem ellerimin ne kadar soğuk  olduğunu söyleyene kadar. Hiç çıkmak istemiyorum buradan o kadar çok  fotoğrafını çekmek istediğim bölge var ki! Bu arada Mustafa amcanın d300  ünde gözüm kalmıyor değil. Fotoğraf çekeyim derken bir yerlerde  kayboluyorum arasıra. zira bahçe labirent gibi. bu arada kaçırdığım çok  bilgi de oldu. ve &lt;/span&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-family: georgia;"&gt;1492 de burayı terk ediyorlar. böyle güzel bir şehit nasıl teslim edilir? diye içimiz yanıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #009900;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;em&gt;7 aralık Pazar:&lt;/em&gt;Kurtuba'ya  doğru yol alıyoruz. yağmur çiseliyor. kilometrelerce uzayan zeytin  tarlalarının yanından geçiyoruz. Zeytinyağı üretiminde dünyada bir  numara İspanya imiş. ve yeni birşey daha öğreniyoruz. Avrupa’ya zeytini  Müslümanlar getirmiş ve turunçgilleri. İspanyolca'ya bu kelimeyi  kazandırmışlar: aceituna yani ezzeytun. Bunun gibi yaklaşık 5bin kelime  var Arapça'dan alınan. "al" ile başlayan bütün kelimeler Arapça. Bir de  Arap harfleriyle yazılan İspanyolca olan Aljamiado (El-Acemiyye)  alfabesini geliştiriyorlar ve uzun süre kullanıyorlar. Bu esnada  İslamoğlu hoca Tîn suresini anlatmakta. Ve't-tîn Ve'z-zeytûn'dan sonra  bir mevkiden bahsediyor. Dolayısıyla bu iki kelimeden tin (incir) ve  zeytin ile meşhur olan bölgelerin kastedilir. büyük ihtimalle Zeytin  dağı ve Filistin bölgesidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #009900; font-family: georgia;"&gt;Kurtuba'dayız...  altı yüzyıl öncesinin başkenti. büyük bir ilim ve kültür hazinesi.  sağımızda akan nehir Quadalquivir (Vadi-el Kebir). binlerce kitabın  yazıldığı o şehir ve kütüphanelerinin boşaltığı o nehir. Kurtuba  Camiinin önündeyiz. Minaresinde çanlar çalıyor. ibadet zamanı kapılar  kapandığı için daha sonra gezeceğiz. Müslümanların burada namaz  kılmasına izin verilmiyor. Kılmak isteyenlere karşılık "ne zaman ki  Ayasofya kiliseye çevrilir, o vakit düşünürüz" diye cevap vermişler.  halbuki yanlış bir kıyas. çünkü biz Ayasofya'da da namaz kılamıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #009900; font-family: georgia;"&gt;eski  Müslüman mahallelerini gezmeye başlıyoruz. burası günümüzde Yahudi  mahallesi olarak anılıyor. Maymonides (Musa b. Meymun) meydanına  geliyoruz. Doğumunun 850.yıldönümünde bu meydanda bir sempozyum  düzenlenir ve bir heykelini dikerler. Heykelin altında İbranice Musa ibn  Meymun yazıyor ve Teolog Filozof Doktor. Daha sonra bir müslüman alimin  büstüne rastlıyoruz: Muhammed El-Gafidi. dünyada ilk defa göz ve  katarakt (sitaretü’l-ayn) ameliyatını yapan kişi olarak biliniyor. Hemen  karşısına Cordoba Üniversitesinin Felsefe fakültesinin binasını  yapmışlar 18.yyda. dar sokaklardan geçerek ilerliyoruz. İbn Rüşt  medresesi kapalı olduğundan giremiyoruz. Roger Garaudy'nin eşi Selma  hanım ilgili imiş. ancak kendisi hacca gittiğinden ulaşamıyoruz. medrese  kapalı olunca namazımızı eda etmek için başka bir yer bulmamız  gerekiyor. kısa ve dar sokaklara dalıyoruz. uzun bir konvoy halinde  yaklaşık elli kişi birbirini kaybetmeden sağa-sola ilerliyor. evler 11.  yydaki eski haline çok benzer şekilde restore edilmiş. şehrin eski  yapısı muhafaza edilmeye çalışılıyor. Modern bina hiç göremiyoruz. Bu  evlerin bazılarının içi park yeri, bazılarında halen yaşanıyor. genelde  beyaz renkli, 2-3 katlı ve ince balkonlarında çiçek saksıları var.  Evlerin içinde avlu var. bir evin camekanından içeriyi seyrediyorum.  avluda bir sürü saksı ve çiçek var. acaba çiçek dükkanı mı diye  soruyorum, burdaki birçok ev böyle imiş... adım adım ilerliyoruz bir  İslam ülkesine başkentlik yapmış şehrin sokaklarında. düşünüyorum da bir  zamanlar İbn Rüşt'ün, İbn Meymun'un yürüdüğü bu sokaklar idi. Oxford,  Endülüs üniversitelerinden mezun olmuş. O zamanlar Kurtuba'nın nüfusu 1  milyon imiş, şimdi ise 600 bin. bir gelecek nasıl da yıkılmış! yazıklar  olsun yeryüzünde kan döken insanoğluna!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVK98fLTg-I/AAAAAAAAA30/oJw_PrC-7Ac/s1600-h/kurtuba_kemer.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5283494159717729250" src="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVK98fLTg-I/AAAAAAAAA30/oJw_PrC-7Ac/s200/kurtuba_kemer.jpg" style="float: left; height: 133px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #009900; font-family: georgia;"&gt;Etrafımızda  at arabaları. yürümeye üşenenler var sanırım yahut daha otantik olsun  diye biniyorlar. Kurtuba Camiinin portakal kokan bahçesine giriyoruz.  Büyük palmiyeler ve 15.yydan kalma turunç ağaçları var. Camiinin  minaresi üzerine çan kulesi yapılmış yıkmadıkları bir çok minareye  yapıldığı gibi. Şam Ümeyye Camii gibi mevcut mabedin üstüne inşa  ediliyor. Mevcut sütunlar kullanılıyor ancak ince oldukları için  birbirine iki kemerle bağlanıyor. zaman geçtikçe ihtiyaca binaen  genişletilmiş. Toplam bine yakın sütun var. ikiyüz kadarını yıkıp  ortasına katedral inşa ediyorlar. 3 asır boyunca cami olarak kalan mabed  şimdi La Mezquita Catedral. Yerde siyah mezar taşları var. yani  ölülerin üzerine basıyoruz. caminin mihrabları ve kubbelerdeki tezyinat  muhteşem. ancak mihrabın önüne demir parmaklıklarla set çekilmiş.  rehberin "namaz kılmak isteyenleri çıkartırlar" uyarılarına rağmen  aramızdan bazıları örülen etten duvarlar arasında iki rekatlık namaz  kılıp özlemlerini gideriyor. İslamoğlu hocanın tabiriyle altıyüz yıl  öncesinde kılınan namazı bu taşların gözü bir yerden ısırmakta idi. bir  yerlerden tanıdık geliyorduk zira onlar cansız değiller. Hayran hayran  seyrettiğim o taşlara elveda diyor ve zor ayrılıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #009900; font-family: georgia;"&gt;namaz  için Christoph Colomb parkının ortasında küçük bir mescit bulabildik.  biz içerdeyken Faslı bir bayan geldi. adı İkram. onu görünce çok  sevindim. kısa kelam ettik. gözlerim hep müslümanları aramıştı gezerken.  hiç ecdadın mirasına sahip çıkan torunlar kalmamış bu şehirde. Vakit  kalmadığı için AlCasar (el-Kasr) Sarayını gezemeden otele, Malaga'ya  dönüyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #009900; font-family: georgia;"&gt;Akşam  sahilde dolaşıyoruz. ilginç bir tespitim var. İspanyollar yabancılara  pek ilgi göstermiyor yahut merak etmiyor. Şahsen Türkiye’de yabancı biri  gördüğümde baştan aşağı süzer ve hangi ülkeden geldiğini tespit etmeye  çalışırdım. Orada sokakta yanımdan geçenlerin gözlerine baktığım halde  hiç umursamadan geçip gittiler. Belki de sadece Müslümanların ilgisini  çekiyoruzdur. bir dükkan sahibi bize selam verip yarınki bayram namazına  çağırdı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="color: #009900;"&gt;iki  akşamdır İslamoğlu hoca Endülüs hakkında konferans veriyor. ilkinde  Endülüs tarihini, ikincisinde Endülüs alimlerini anlatıyor. gezinin  amacına ulaşması onun sayesinde gerçekleşiyor. öğrendiklerimizi  gördüklerimizle birleştirerek ilme'l-yakînden ayne'l-yakîn seviyesine  çıkarıyoruz.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333399;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;em&gt;8 aralık Pazartesi:&lt;/em&gt;erkenden  Malaga'nın Terro molinos bölgesindeki camiiye bayram namazına  gidiyoruz. Malaga'nın en büyük camisi. Mihrabı Kurtuba Camiinin tıpkısı.  Camiye girdiğimde duyduğum tekbirler bir yerden tanıdık geliyordu.  Geçen sene bayram sabahı Şam’dan geçerken işitmiştim:&lt;br /&gt;“Allahu ekber kebira ve’l-hamdu lil-lahi kesira ve subhanallahi bukraten ve asıla …”&lt;br /&gt;Namazdan  sonra pek çok Mağribli ile tanıştım. çoğu öğrenci. Bilg. müh.de okuyan  Safa ile Arapça pratik yapabilirim diye düşünüyordum fakat o benim  Arapçam karşısında ısrarla İngilizce cevap veriyordu. Sanırım fasih  konuşmak zor geliyor ya da İngilizce hoşuna gidiyor. Safa, onlarda kız  ismi olarak kullanıyormuş ve bizde erkek ismi olmasını çok  garipsiyormuş. Türkiye'de kadınların bayram namazı kılmadığını  söylediğimde de çok şaşırdı. bu yüzden aramızdan bazıları ilk kez bayram  namazı kılacaktı. Mailimi verdim, İstanbul’a gelirse haber vermesini  istedim. Caminin konferans salonu da var. aynı anda 5 dilde tercüme  yapılabilen büyük iki salona sahip. Camiden çıkıp şehir turu yapıyoruz  çiseleyen yağmur altında. eski bir kalenin bulunduğu tepeye çıkıp Malaga  manzarasını seyrediyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #333399;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333399; font-family: georgia;"&gt;Malaga,  Endülüs'ün ikinci büyük şehri. Turizm ile geçiniyor. Yılda 27 milyon  turist ziyaret ediyor. Turist çekmek için hiç bir masraftan  kaçınmıyorlar. nitekim kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez. mesela  hükümet, Marbella bölgesine dünyadan ünlü aktörler getirilerek tüm tatil  masrafını karşılıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #333399; font-family: georgia;"&gt;İspanya'daki  son durağamız Endülüs’ün başkenti olan Sevilla. Yolda bayram  tebriklerimizi sunuyoruz birbirimize. Sevilla, zengin liman bir kenti.  Deniz ticareti var. Guadalkevir (Vadi el-Kebir) nehri şehri ikiye  bölüyor. Buraya gemiler girip çıkabiliyor. O nedenle Sevilla,  Amerikalıların İspanya’ya giriş-çıkış kapısı sayılıyor. İspanya yabancı  şirketlerin yatırım yapmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle yabancı  yatırım yüksek. Turizm de önemli bir gelir kaynağı. Yılda ortalama 30  milyon insan Endülüs bölgesini geziyor. Sevilla'da da eski evler hep  restore edilmiş. Şehre güzellik versin diye cadde kenarlarına turunç  ağacı dikmişler. Çiçek açtığı zaman şehrin içi çok güzel portakal  kokarmış. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #333399; font-family: georgia;"&gt;şehre  girer girmez bir camii araştırmaya başlıyoruz. İspanyalı bir müslüman  bizi bir apartmanın altkatındaki camiye götürüyor. ancak imam olmadığı  için kapalı. uzun süre kapının açılmasını bekliyoruz. İspanya halkı  apartmanların dışına ve evlerine beşinci katlara kadar demir  yaptırmışlar. Hırsızlık çok yaygınmış. çünkü 300 euroya kadar para  çalmak hırsızlık değil, aşırma olarak değerlendiriliyormuş. yani yasalar  çok hafif. ayrıca bulunduğumuz yer surların içinde kalan Macarena  bölgesi. çalıp oynamayı seven Çingenelerin bolca bulunduğu bir yermiş.&lt;br /&gt;Çok  büyük bir alana 1929'da fuar yapılıyor sanayi ve ticareti geliştirmek  için. fakat ekonomik kriz başlıyor o dönemde ve beklenilen gelir elde  edilemiyor. şehir turunda bu yerlerin yanından geçtikten sonra İspanya  Meydanına geldik. (Plaza de Espana) Burada üç film çekilmiş: Carmen,  Arabistanlı Lawrence ve Yıldız Savaşları. Biz de fotoğraflarımızı  çekiyoruz. yarım hilal şeklinde büyük bir bina. 4 adet kulesi var.  Kuleleri, minarelere çok benziyor. Arap mimarisinden ve süslemelerinden  çok etkilenmişler. Yarım at nalı şeklinde pencereler modern yapılarda  bile kullanılıyor. Bir amacı da kentin tarihi dokusunu korumakmış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #333399; font-family: georgia;"&gt;Sevilla  sokaklarını geziyoruz. Noel hazırlığı var, her cadde ışıklandırılmış.  Giralda Kulesi: bir camiden kalan tek minare. Yanıbaşına katedral inşa  edilmiş. çan kulesi olsa da ihtişamıyla dimdik ayakta. bir müslüman  medeniyetin izleri var. onları yakalar ve diriltebiliriz. 1996 yılında  1492’de olanlar için İspanya özür diliyor. üzerinden 504 yıl geçtikten  sonra. müslümanlara bazı imkanlar veriliyor. ibadet alanı ve din eğitimi  imkanı gibi. yaklaşık iki milyon müslüman var. yüzde yetmişi Fas  kökenli. tabi bana sorsanız şimdi orada yaşar mıyım? içkinin su gibi  tüketildiği, her dükkanda domuz eti satılan bir ülkede müslüman olarak  yaşamak zor olsa gerek. Tarık b. Ziyad o topraklara girerken benim gibi  düşünseydi başarılı da olamazdı. oysa İslam için fedakarlık yapmalı.  bizden birilerinin oraya gitmesi ve yerleşmesi gerekiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVK98Ol0g9I/AAAAAAAAA3s/ZppM4N0FhnA/s1600-h/giraldatower.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5283494155265541074" src="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVK98Ol0g9I/AAAAAAAAA3s/ZppM4N0FhnA/s200/giraldatower.jpg" style="float: left; height: 200px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 134px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="color: #333399;"&gt;Hava  karardı. Türkiye'ye uçma vakti. Havaalanındaki işlemleri çok yavaş  yapan kadın bizi çok bekletiyor. Giderken de arkamızdan el sallıyor.  Adios diyoruz. Elveda Endülüs. Adios... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="color: #333399;"&gt;Rüyalarımın Endülüs'ü işte böyle bir rüya gibi başladı ve unutulmaz bir rüya olarak kaldı zihinlerde.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-5014732979981953276?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/5014732979981953276/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/endulusruyam.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/5014732979981953276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/5014732979981953276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/endulusruyam.html' title='EndulusRuyam'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/SVK8j8HCRlI/AAAAAAAAA3c/M0hSPDhpLFM/s72-c/DONMEZ+%281138%29.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-2860961882627754121</id><published>2008-12-13T01:54:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T01:54:50.420-07:00</updated><title type='text'>seyahat</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Evliya Çelebi misali "Seyahat Ya Rasullallah!"  demiş olmalı ki babam, öyle çok gezmeyi seven bir aileyiz. Bayramın  ikinci günü İspanya'dan (gezi anıları en yakın zamanda kaleme alacağım  inş) İstanbul'a döner dönmez önce Ankara'ya uğradık. Bir valiz boşaltıp  yenisini hazırladıktan sonra kardeşlerimi de alıp Konya yolunu tuttuk.  Dün akşam Ankara'ya dönmekle birlikte buradaki koşuşturmaca başladı.  intenete girip iki satır yzmaya yeni vakit buldum. yarın sabah  kızkardeşimi Mısır'a yolcu edeceğiz ve ertesi gün de beni İstanbul'a... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kurban  Bayramı son iki senedir Konya'da geçiyor. Böylece Konya'da kışın ne  kadar sert geçtiğini hissediyor ve Konya bayramlarını gözlemliyorum.  dört gün boyunca dükkanların çoğu kapalı. önce çok şaşırmıştım. Mesela  pastane kapalı olursa insanlar nereden baklava alacaklar diye düşündüm.  sonradan Konyalı kadınların baklavayı evde yapacakları aklıma geldi.  eskiden dört günlük ekmeği bayramdan önce alırlarmış çünkü fırınlar bile  kapalı olurmuş. Ayrıca ziyaretler çok kısa sürüyor ve ikram olarak  genelde kuşbaşı veriliyor. biz de sürekli misafir konumunda olduğumuz  için sabah akşam et türü yemiş olduk. tabii her zamanki gibi incecik  etliekmeğini yemeği de unutmadık. nihayet bayram hiç sıkıcı değildi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-2860961882627754121?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/2860961882627754121/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/seyahat.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/2860961882627754121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/2860961882627754121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/seyahat.html' title='seyahat'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-2566277738089190142</id><published>2008-12-04T01:54:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T01:55:25.248-07:00</updated><title type='text'>ispanyaTuru</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;radio tarifa  dinliyorum ve LM'den Marco Polo, Elhambra... iki haftadır ispanya  hakkında ne bulduysam okuyorum. internetten araştırıyorum.  (endulus.net'i tavsiye ederim) "Kültür" dergisinin Endülüs sayısını  satır satır inceledim. geç kalınmış bir araştırma benim için yahut  vakitsiz bir gezi olacak. hazırlanmak için daha uzun sürem olsun  isterdim. lisedeyken islam tarihi hocası endülüs emevileri bana  anlattırırken günün birinde o toprakları ziyaret edeceğim aklıma gelmiş  midir hatırlamıyorum. isterdim ki enine boyuna Endülüs okuyup öyle  gideyim. hayatta herşey planladığımız gibi olmuyor maalesef. süprizlere  açık olmak lazım. Bu kez de üstünkörü okumalarımla gidiyorum İspanya  gezisine. Yine de tur rehberlerinden daha çok şey biliyor olabilirim :) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Endülüs anlatılırdı hep ve dinlerdik bir efsane gibi... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Tarık  b. Ziyad, islam fetihlerin son halkasında yer alacak olan İspanya  kapılarını müslümanlara açar. miladi 711: cebel-i tarık aşılmış, gemiler  yakılmıştır. müslümanlar bölgeye Endülüs ismini verir ve bu isimle 8  asır sürecek bir medeniyet inşa edilir. Hristiyan halk müstağribleşir,  İslam kültürünü ve dilini benimser. 13.yyda artık Endülüs, dünyanın  kültür ve medeniyet merkezidir. Felsefede ibn Bacce, ibn Tufeyl, ibn  Rüşd, Musa b. Meymun, el-Kirmani; tıp ve astronomide el-Mecritî,  ez-Zehravî, ibn Cebirol, ibn Hazm; fıkıhta Kurtubî, Şatıbî; tasavvufta  İbn Arabî, ibn Meserre gibi büyük alimler yetişir. ilim ve sanatta o  derece ilerlenir ki Avrupa'da taş yolları lambalarla aydınlatılan ilk  sokaklar Endülüs'te inşa edilmiştir. Ne yazık ki iç çekişmelerin  başlaması çok geç değildir. Bunun üzerine kuzeyde Hristiyan  prensliklerinin birleşerek başlattığı "reconquista" hareketi de  eklenince fethedilen topraklar bir bir geri verilir. Bununla da kalmaz  işkence ederler müslümanlara. kütüphanelerde bir milyon kitap yakılır.  koskoca bir medeniyetin mirası yok olmuştur. (haşiye: saklanılan on  kitapla atomu parçaladıklarını itiraf eder Avrupalılar) önce Yahudiler,  sonra Müslümanlar sürgün edilir yahut zorla hristiyanlaştırılır. peki  tüm bunlar olurken Osmanlı neredeydi? 15.yy'ın sonları. II.Bayezid'e bir  elçi gönderilir. O ise Cem ve Memluklulerle meşgul olduğundan fazla  ilgilenmez. 1492'de son kale sayılan Gırnata da elden gider. sürgünden  geriye kalanların çocukları zorla vaftiz edilir. yaşadıkları eziyeti  anlatan -gözleri yaşartan- bir kasideyle tekrar gönderilen elçiye  karşılık bir donanmayla müslümanların bir kısmı İstanbul'a taşınır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Kurtuba,  Endülüs'ün başkenti : Dünyanın incisi... Kurtuba Ulu Camii, şimdi bir  Hristiyan katedrali (La Mezquita) imiş. onu gördüğüm vakit rüyalarım  söner mi aceb? Ataları müslüman birilerine rastlar mıyım? Kendisine  sorabilir miyim atalarının mirasına neden sahip çıkmadığını? Endülüs  milliyetçiliğini tetiklemek işe yarar mı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Bu  gezi kafamdaki sorulara yanıt verebilir mi bilmiyorum. Endülüs'ün  cazibesine kapılan müslümanların duygularından faydalanan kapitalist  zihniyetli tur şirketlerinden birine mi aldanıyoruz diye sormadan da  edemiyorum. "bir turist değil bir araştırmacı olarak gitmek isterdim"  dedim bir hocama. önce bir turla git gör bakalım dedi ve herkes gibi bol  bol fotoğraf çekmemi istedi. başka ne isteyebilirler ki...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-2566277738089190142?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/2566277738089190142/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/ispanyaturu.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/2566277738089190142'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/2566277738089190142'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/12/ispanyaturu.html' title='ispanyaTuru'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-1581054193049393698</id><published>2008-03-25T08:47:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T01:48:22.306-07:00</updated><title type='text'>Bug-ünlerde.</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia; font-size: 85%;"&gt;Harika bir günün sabahı, Yağmurun pıtırtısı, rüzgarın okşayışı.&lt;br /&gt;Yeşil yapraklar, açan laleler, Kapanan çiçekler. Filistin, kanayan yara. Resim degil fotograf sergisi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia; font-size: 85%;"&gt;Silahlar ve çocuklar. Yardım kermesi.&lt;br /&gt;Emaneti yüklenen varlık.&lt;br /&gt;Müslümanca düşünmek Mi entelektüel olmak mı.&lt;br /&gt;Kavramlar: kendimizin olanlar &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia; font-size: 85%;"&gt;Ve olmayanlar, çalıntılar. Uçuşan kelimeler.&lt;br /&gt;Tasnif problemi, metodolojik sorunlar. Bir asır geçti bugün.&lt;br /&gt;Yağmurdan saklanan kedi&lt;br /&gt;Bireysel yaşam. İnternete esir özgür düşünce.&lt;br /&gt;Narin rüzgar, bastıran yağmur.&lt;br /&gt;Bir mikroba yenilen ben. Üşüyen, Soğuk alan ben.&lt;br /&gt;Benlik bilinci, kaygı. Zayıf yaratık, zübde-i alem.&lt;br /&gt;Fekkere yüfekkirü tefkir. Mana vermek ya da anlamlandırmak. Türkçeyi sevin.&lt;br /&gt;Hicazları halledemedik. KDH: kutlu doğum haftası. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: georgia; font-size: 85%;"&gt;Peygamber, rahmet. ve yağmur&lt;br /&gt;kuran ahlakı. cağaloğlu iz, irşat. kitaplar ve ahlak = Harun hoca. danışmanın kim&lt;br /&gt;rüzgar eser, çiçek açar.&lt;br /&gt;zorunlu bir sebeplilik ilişkisi. yemek ve yaşamak. beş kilo almak. cismin enine genleşmesi. cevher, nefs teorileri.&lt;br /&gt;sevimli yağmur, rüzgar kokar mı. hareketin kaynağı nedir.&lt;br /&gt;veccehe ila, tariku ila. dört kelimeyi seksen cümle yapmak.&lt;br /&gt;freedom and responsibility. hevasına uyanlar ve akleden kalbler.&lt;br /&gt;elhamdülillah, yerhamukillah. medeniyet mirası&lt;br /&gt;ittihad-ı etrak, akçura. modern akımlar. anokronizm kaçınılmaz.&lt;br /&gt;tez, sınav, ödev… çaba, gayret, tamamlayıcı sebep. bilfiil-bilkuvve.&lt;br /&gt;Dağınık zihin, kitaplar,dolap... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: georgia; font-size: 85%;"&gt;atıf- matuf. isnad-müsned. sıfat-mevsuf.&lt;br /&gt;Her ve yer her yerde. Kültür kodları. toplum türleri. Sosyal bilimler.&lt;br /&gt;kirlenmek gibi ıslanmak da güzeldir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-1581054193049393698?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/1581054193049393698/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/03/bug-unlerde.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/1581054193049393698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/1581054193049393698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/03/bug-unlerde.html' title='Bug-ünlerde.'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6063427595255989336.post-9063778088593242452</id><published>2008-03-03T01:49:00.000-08:00</published><updated>2010-09-10T01:50:12.831-07:00</updated><title type='text'>MimarSinan</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yağmurlu bir pazar sabahı yola çıkarak başladığımız  Mimar Sinan Camiileri gezisi sonradan havanın da açmasıyla oldukça  bereketli geçti. Gezi olduğunu öğrendiğimde hemen Mandalinaya haber  verdim. fotoğraf çekmek için iyi bir fırsattı. Ben de bu arada boş  durmadım, Kelebekin makinesine el koyarak günü geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk  durağımız Sinan Paşa Camii. Beşiktaş iskelesine inerken, daha önce bir  ikindi namazını eda etmek için girmiştim. Vaktim olmadığı için inceleme  fırsatım da olmamıştı. Caddeyi geçince de Barbaros Hayrettin’in  türbesiyle karşılaşmıştım. Daha önce çok defa önünden geçtiğim türbeyi  yeni fark etmem ilginçti o gün için.&lt;br /&gt;Kaptan-ı Derya olan Sinan Paşa  1550’de bu külliyeyi yaptırmaya başlıyor. 1555’te tamamlandığını  göremeden vefat ediyor ve Mihrimah Sultan’a defnediliyor. Avlusunda  camii hakkında bir miktar bilgi aldıktan sonra içeri geçiyoruz. Camii  içindeki süslemeler sonradan yapılmış aslı tahrif olmadan önce kalem  işiymiş. Bugünkü abartılı süslemeler için lunaparka benzetmişler yorumu  aktarılıyor. Planı Edirne’deki Üç Şerefeli’ye benziyor. Bir büyük kubbe  altı köşeli şekilde sütunlara dayandırılmış olup iki yanda ikişer yarım  kubbe var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaköye doğru yol alırken sırada Fındıklı Molla  Çelebi Camii var. Mimar Sinan 1586’da inşa ettirmiş. Üç şerefeli ile tek  kubbeye geçiş başlayınca yine aynı planda yapılmış 5 yarım kubbeli  altıgen cami. Tevhid anlayışı mekanda vahdet olarak kendini göstermeye  başlamış. Kubbelerde genelde ihlas suresi veya yer-gök ile ilgili  ayetler var. Önce külliye olarak inşa ediliyor daha sonra -birçok  külliyede olduğu gibi- yalnız camii kalıyor. Kutsal mekanlara verilen  değerin de bir işaretidir. Burada da hamam yıkılıyor ve sebili yol  yapımı esnasında başka yere naklediliyor. Özel bir taştan yapılan camii  üç büyük yangın geçiriyor. Günümüze ulaşmış bir kitabesi de yok. kubbede  altı küçük pencere ile toplam 34 pencere içerisi kasvetli olmasın diye  konmuş. Kubbede yer alan kalem işleri ise orjinal halini muhafaza  ediyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pZcohVVI/AAAAAAAAAgY/-KrrA_HU0Uw/s1600-h/kilicalipasa.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182914632077104466" src="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pZcohVVI/AAAAAAAAAgY/-KrrA_HU0Uw/s320/kilicalipasa.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü  olarak yine bir Kaptan-ı deryanın deniz kenarına yaptırdığı Kılıç Ali  Paşa Camii. Müslüman olup Ali ismini almadan önce Giovanni isimli  İtalyan, papaz adayı olarak yolculuğa çıkmışken bindiği tekneyi  Osmanlılar ele geçiriyor. II.Selim onu Osmanlı donanmasının başına  getiriyor ve “camiini denizlere yap” deyince o da denizi doldurarak bu  şirin camiyi yaptırıyor. Ayasofya’nın küçük bir örneği denize nazır  burada inşa ediliyor. Kaptan Kıbrıs ve Girit fetihlerinde bulunuyor.  Camii dikdörtgen ve mihrap çıkıntısı var. 16.yy İznik çinilerine  yazılmış ayetler duvarları çeviriyor. Kitabesi Şair Ulvi tarafından  yazılmış. Bir dipnot: Sinan, sultanlar dışındakilere yaptığı camilerde  kubbe yarıçapı 15 m yi geçmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unkapanı köprüsünün girişinde  Sokullu Mehmet Paşa Camii. Hani o hep otobüsle geçerken izlediğim  yanında Saliha Sultanın çeşmesi olan camii. Sokullu Mehmet’in yaptırdığı  diğer camilerden ayırt etmek amaçlı parantez içinde “Azapkapı” deniyor.  Yüksek bir kemerden geçerek alçak zemindeki kapısından girip yukarı  çıkıyoruz. Yani cami ikinci katta, alt kat mahzen. Yine deniz  doldurularak yapılmış ve doldurmada kullanılan malzeme deniz  dalgalandıkça çelike dönüşüyor. Bu nedenle zemini sağlam imiş. 1577’de  inşa edilen cami 1941 de harap bir durumdayken ihya ediliyor.  Selimiye’ye benzer yapıda, 16 büyük 8 küçük kubbesi var. “Şüphesiz  Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında)  tutuyor.” (Fatır/41) ayeti oldukça manidar bir şekilde kubbede yer  alıyor. Enterasan tarafı minaresi cami dışında ve yer kalmadığı için  solunda yapılmış. Burada eskiden büyük bir kapı varmış–eski bir  fotoğrafta görmüştüm- ve tersane. Caminin inşa edilme amaçlarından biri  de tersanenin ihtiyacını karşılamak. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Azapkapı’dan  çıkınca Haliç üzerinden karşıya geçiyoruz. Vakit de öğleyi geçmiş,  Eminönü’ne de gelmişken oturup bir balık-ekmek ile açlığımızı  gideriyoruz. Daha sonra çarşının içinde yer alan Rüstem Paşa Camiine  giriyoruz. Kanuni’nin damadı Rüstem paşa 1580’de yaptırıyor camiyi Mimar  Sinan’a. İçeride pek çok turistle karşılaşıyoruz. Camiinin içi tamamen  çinilerle kaplı. Çini-Mimari buluşması bir şaheser. 16.yy mimarisinde  çiniye sıkça kullanılıyor fakat bu camide çok yoğun biçimde  kullanılmasını Rüstem paşa mı istedi, mimar Sinan mı bilhassa bunu  tercih etti, sebebi tam bilinmiyor. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pZ8ohVWI/AAAAAAAAAgg/TIgkdR4lvl8/s1600-h/rustempasa.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182914640667039074" src="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pZ8ohVWI/AAAAAAAAAgg/TIgkdR4lvl8/s320/rustempasa.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;  çinilerde şahane işlemelerin yanında Lale motifi dikkat çekiyor. tek  kubbe ile dört yarım kubbe var. Dört fil ayağı ile sekiz sütun kubbeleri  tutuyor. Mimar Sinan’a iskelet mimarı denmesinin sebeblerinden biri  olan özelliğini bu camiye de yansıtıyor. duvarlara yük vermeden  sütunlarla camiyi taşımaya çalışıyor, bu sayede geniş ve çok sayıda  pencere kullanarak aydınlatmayı kolaylaştırıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehzade  Camii: “Kanunu sultan Süleyman tarafından genç yaşta ölen oğlu şehzade  Mehmet adına 1543-1548 yıllarında yapılmıştır. Mimar Sinan’ın eseridir.”  Avlu kapısından girerken mezar taşlarının üzerine uzanmış kediler  karşılıyor bizi. Yemyeşil bahçesi Süleymaniyeyi hatırlatıyor ilk  bakışta. Sonra toplanıp hikayesini dinliyoruz. Ortadaki büyük bir  çınarın altında bir kaç sahabenin yattığı söyleniyor. Kabartmalı minare  süslemesi Kanuni'nin oğluna sevgisini gösteriyormuş. cami içindeki Su  testisi ilgimi çekiyor. medeniyetimizin eserlerinden biri testi: hala  canlılığını koruyor. ve İkindi namazları kılınıyor.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pcMohVXI/AAAAAAAAAgo/2H_TeAAUgQw/s1600-h/sehzade.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182914679321744754" src="http://1.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pcMohVXI/AAAAAAAAAgo/2H_TeAAUgQw/s320/sehzade.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyüp’e  gitmeden Kasımpaşa sosyal tesislerinde mola verilerek birer bardak çay  içiliyor. (Buradan unkapanındaki su kemerleri çok daha farklı  görünüyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyüp’te ise restorasyonu yeni bitmiş olan Piyale Paşa  Camii’ne fotoğraf çekmek yasak uyarılarıyla giriyoruz. 1567’de Piyale  Paşa kaptan-ı derya oluyor. zamanında ispanya kralı I.Philip’in  donanmaları yok ediliyor, Rodos geri alınıyor. II.Selim’in kızı ile  evlenerek vezir oluyor. 1573’te Mimar Sinan’a bu camiyi yaptırıyor.  Aslında buraya geldiğimiz yol bir dere yatağı imiş. Caminin yapılması  için buraya kanal açılmış. Seferden döndükleri vakit ilk olarak namaz  burada kılınırmış. Klasik bir Osmanlı camisi gibi değil, yani merkez  kubbe ve yarım kubbeler yok. altı adet birbirine eşit kubbeleri var.  Kubbeler köşelerde fil ayaklarıyla, ortada 2 sütunla destekli. Bunun  nasıl dengelendiği hala anlaşılamamış. Camiin ana girişi yok, yanlarda 2  giriş kapısı var. Selimiyeye benzer yapıda. ortasından çıkan tek minare  çok ilginç duruyor. Çok ünlü bir çini panosu çalınıp avrupa’da bir  müzeye götürülmüş.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pccohVYI/AAAAAAAAAgw/UFD5W6bG4II/s1600-h/piyalepasa.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182914683616712066" src="http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pccohVYI/AAAAAAAAAgw/UFD5W6bG4II/s320/piyalepasa.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonuncu  camimiz 1551 tarihli Zal Mahmut Paşa. Feshanenin karşısında yer alan bu  camiyi daha önce fark etmemiştim ama içine girince adeta büyülendim.  Orijinal yapı umumen muhafaza edilmiş görüntüsü verdiğinden tarihe doğru  bir yolculuğa çıkmış gibi oldum. İki seviye halinde. üst kısmında camii  yer alırken, alt kısım medrese olarak inşa ediliyor. Bir dönem burası  yurt olarak kullanılmış, şimdi ise cami kapısı namaz vakitleri dışında  kapalı olduğu için mescit olarak kullanılıyor. Alt kısımda ise çay ocağı  mevcut, eski I şeklindeki medresenin yerinde. Camiyi Sinan’ın değil de  çıraklarından birinin yapmış olma ihtimali varmış. Planı Mihrimah’a  benziyor. Eyüp Sultan camiine hürmeten güzellikleri dışa aksedilmemiş.  Kare planlı, kubbesi çok basık ve destek kubbeleri çatıya kadar  uzanıyor. zal mahmut Paşa bir pehlivan. ve II. Selim’in kızıyla  evleniyor. hatırladığım bilgiler bu kadar.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pc8ohVZI/AAAAAAAAAg4/zZpXz15vDiA/s1600-h/zalmahmutpasa.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182914692206646674" src="http://4.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pc8ohVZI/AAAAAAAAAg4/zZpXz15vDiA/s320/zalmahmutpasa.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geziyi  burada noktalıyor, mutlu bir şekilde ayrılıyoruz. gezerek öğrenme  yöntemi. her zaman etkili olduğunu düşündüğüm ve gezdiğim vakitlerin  boşa gitmediğine kendimi inandıran -belki de kandıran- düşünce. herneyse  sonuç olarak Sinan dönemini, mimarisini, sanatını az çok tanıdık.  denizcilik ne kadar önemliymiş ki kaptan-ı deryalar adına bu kadar camii  inşa edilmiş onu gördük. payıma düşen bugünden sonra Osmanlı gemilerine  olan ilgimin daha da artması oldu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6063427595255989336-9063778088593242452?l=betulce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://betulce.blogspot.com/feeds/9063778088593242452/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/03/mimarsinan.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/9063778088593242452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6063427595255989336/posts/default/9063778088593242452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://betulce.blogspot.com/2008/03/mimarsinan.html' title='MimarSinan'/><author><name>The Lady Pheonix</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10619611184804047909</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_INbxAxJ_GNM/R-1pZcohVVI/AAAAAAAAAgY/-KrrA_HU0Uw/s72-c/kilicalipasa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
